Osman Kavala, Türk Demokrasisi Örste

Osman Kavala hakkında burada yazacaklarımı ve söyleyeceklerimi bir insan kendi hakkında okumamalı,  duymamalı.

İyi bir adamı ya da kadını övmenin belirli noktası vardır ki, ondan ötesi ölümden sonraya bırakılmalıdır. Sadece onları değil kendimizi de bu mahcubiyetten esirgemek  için. İyilik, cömertlik, özen ve insaniyetin vücut bulmuş şekli olduklarını söyledikten sonra nasıl onların yüzüne bakabiliriz?

Ya, bocaladıkları bir an gelirse?  Hiç kimse böyle bir övgünün yüküyle yaşamamalı.

Yine de devam edeceğim. Osman Kavala’yı tanıyalı otuz yılı geçti. O,  İyilik, cömertlik, özen ve insaniyetin vücut bulmuş şeklidir. Her yönüyle düşüncelidir o,  züppeliğin zerresi yoktur, herkes için eşit derecede kaygılanır, ülkesi ve halkı için yorulmak bilmeden, bütün zekasıyla çalışır.

İyi olmaya çalışan insanlar vardır. İyi olan insanlar vardır. Ve bir de kendine özgü Osman Kavala. Hayatımda onun kadar erdemli biriyle hiç tanışmadım.

Böyle bir insanın yaşıyor olması, onu tanıyan herkese biraz umut verir ve bu da onun adaletsizliğin acısını dindirme, diyalog ve karşılıklı anlayışı destekleme çabalarını yaygınlaştırır.

İki hafta gözaltında tutulduktan sonra Osman Kavala şimdi tutuklu, yıllarca onu hapiste tutacak uydurma suçlamalar ve gülünç kurgularla karşı karşıya.

Dehşetengiz bir öfkenin yol açtığı, sadece rasgele bir yargı hatası diyebileceğiniz durumlar vardır. Kaybolan hakkın iadesi için bas bas bağırılır ama bu sistematik bir şey değildir. Ama bazı başka durumlar vardır ki, soylu bir insan kıskançlık ve hınç yüzünden, rezalete varan bir adaletsizliğe maruz kalır- çünkü cezasız kalan pek az iyilik vardır, sözünde biraz gerçek payı vardır.

Ama Osman Kavala’ya yapılan tehdit farklı. Ona yapılanın kötülük olduğunu söylemek yetmez. Bunun sonuçları Ortadoğu, Kafkaslar, Avrupa ve Rusya’yla sembiyotik bağları olan geniş ve güzel bir ülkenin içten içe patlama potansiyelinin işaretlerini veriyor.

Birincisi, böyle bir adamın demir parmaklıklar arkasında olmasından duyulan korkunç bir öfke var. Onun bir barış insanı olduğunu herkes biliyor. İkincisi, o çok dikkatli biridir. Uzlaşma aramanın tehlikelerinin her zaman farkındaydı. Yaptığı işlerin yasallığını güvence altına almak için Türkiye içinde ve uluslararası düzlemde ilişki ağı oluşturmaya uzun bir zaman sabırla uğraştı. Yazdıklarım asi ve inatçı bir aziz hakkında değil, ağ kurma ve uzlaştırma çabaları örnek alınacak birini anlatıyorum.

Böylece, Osman Kavala’yı fiziksel olarak cezalandırılıp hapsedilmesi gereken bir düşman gibi görmek sadece soğukkanlı ve kasten düşmanlık etmek isteyen bir güç için mümkündür. Ne yazık ki ,Türkiye Cumhuriyetinin Başkanı kendini böyle bir gücün başı yerine koydu. Başkan, Osman Kavala’yı henüz suçu kesinleşmeden, terörist bir ağa mali kaynak sağlayan biri olarak tanımlayarak adaletle alay eden bir tavır gösterdi. Bu arada Osman Kavala’yı teröre mali kaynak sağlayan biri olarak tanımlamak bir zürafayı timsah olmakla suçlamak kadar gülünçtür.

Öyle anlaşılıyor ki, Başkan Erdoğan Osman Kavala için “ülkesine içeriden vuruyor” demeye vardırmış işi.

Bu olağanüstü bir cümle. Osman Kavala’nın Erdoğan’ı sinirlendirdiğini gösteriyor- ancak iyilerin bencillerin öfkesini kabarttığı zaman gördüğümüz şekilde. Cumhurbaşkanı, dinleyicilerine “Onlar, onun iyi bir yurttaş olduğunu” iddia ederek “hedef saptırmaya çalışacaklar” diyerek, bunu kendi tarzında kabul ediyor. Oysa, diye devam ediyor Erdogan, “Bağlantılar ortaya çıktı. Kimi kandırıyorsunuz, siz?”

Bu bağlantıların cinsi farklı. Ortaya çıkacak hiçbir sır yok. Osman Kavala Türkiye sivil toplumunu bir bütün olarak ve laik yarısını da özel bir şekilde temsil ediyor. O, seküler ve hoşgörülü bir demokrasiyi güçlendirebilmek için Kürtleri, özellikle de Ermenilere vurulan damgayı kaldırmaya çalıştı. Komşu Yunanlılarla birlikte ortak çevre sorunlarını aşmaya, mübadele tarihinin ve Türkiye’nin Helen mirasının gün ışığına çıkmasına çalışıyor.

Halihazırda Türkiye’de devam eden basın ve insan hakları çalışanlarının yargılanmasının, hapse atılmasının adaletsizliği onun şu anda yüz yüze geldiği tehditten daha az değil. Ama daha dar bir şekilde bu, rejimin kendini savunması olarak görülebilir. Osman Kavala’yı hapse atmak iç savaş ilan etmeye daha yakın duruyor, bırakın kuşatma altındaki Kürtleri, kovuşturmaya uğrayan, kamu hizmetinde, üniversitelerde, yargı organlarında görevli binlerce masum insanın yaşadığı tecrübenin bir benzeri bu.

Onun için biraz da onu anlatayım. Uzun boylu, atletik ve özenli hareketleriyle fiziksel varlığı çarpıcıdır. Cevap vermekte acele etmez, gülümseyince çevresindeki herkesi aydınlatır. Dinler, bu kendi başına bile ender rastlanan bir niteliktir. Öne sürülen tezleri sönümler, tartar. Çok özel bir şekilde pratiktir: daha iyi bir dünyayı örgütlemeye yardımcı olmak ister.

Bir teorisyen ya da yazar değildir. Babasının deniz nakliyat şirketinden bir servet kaldı ona, ama kendisi birincil olarak iş adamı değildir. Daha çok, medeni toplumların tam olarak ihtiyaç duyduğu tiptir. Varlıklı ve iyi eğitimli olması sayesinde hayatını kamusal iyiliğe, adayabilen ve kültür ve tarih duygusuna erişmenin yollarını inşa eden bir insandır.

O kendini barışa adadı. Türkiye’de bu, azınlıklara verilen zararı kabul etmek, onlara toplumda tam ve eşit yer vermek anlamına gelir. Kürtleri ve Ermenileri Türk toplumuna katmak için dur durak bilmeden çalıştı. On yıllardır bunu yapıyor, yurt içinde yasallık kazanmalarına, uluslararası düzlemde kabul görmelerine yardım etmeye çalıştı, ve her zaman kesinlikle güç kullanmayı reddederek. Tüm Türklerin paylaşması amacıyla barışçı ve hakiki bir şekilde onların ve aynı zamanda Rumların, Hıristiyanların kendi tarihlerini, tecrübelerini ifade etmelerini destekledi. Hakikatin paylaşılacağı yerler yaratmaya çalıştı: galeriler ve sergiler; tarihi mekanların restorasyonuna katkıda bulundu, seminer ve araştırmaların örgütlenmesine yardım etti. Aynı zamanda kendi yurttaşlarını bağımsızlık ve özgürlük ihtiyacı hakkında eğitmeye ve ikna etmeye çalıştı.

Bu nedenle Osman Osman Kavala’yı hapsetmek bizzat demokrasiyi hapsetmektir.
 
Anthony Barnett, 3 Kasım 2017